>eski istanbul’da lohusalık adetleri

>geçen postta, dünden bugüne istanbul ansiklopedisi‘nin doğum adetleri maddesinden eski istanbul’da doğum adetleri hakkında alıntı yapmıştım. bugün de devamını eklemek istiyorum:

lohusalık adetleri

Doğumun ardından çocuğa 24 saat bir şey verilmez, üç ezan vakti geçinceye kadar çocuğun ağzına ılık şekerli su akıtılırdı. Üç ezan sonra lohusa Kuran’ın açılan herhangi bir sayfasına şahadet parmağını sürerek çocuğun dudağına götürür böylece çocuğun ağzı açılmış olurdu.


Lohusanın sütünün artması için pekmez, şrbet, mercimek çorbası, börülce, soğan, tahin helvası, karaciğer, boza, süt ve ayran verilir, süt veren kadına emzikli denilirdi. Sütü kesilen ya da olmayan lohusa akşam ezanı iki kapı arasındaki su dolu bir leğenin içine elinde taze soğan ve ciğer yer halde girer, diğer taraftan “dağda isen bayırda isen kızımın (ya da oğlumun) sütü gel” diye bağırırdı. Bunun ardından sütün geleceğine inanılırdı. Emzikli kadının sütü az ya da hiç olmazsa “sütanne” tutulurdu. Çocuğu 1,5-2 yaşlarında sütten kesmek adet haline gelmişti. Erkek çocukları kız çocuklarına göre memeden daha geç kesilirdi.


Doğumun ertesi günü lohusa ter döşeğinden kaldırılarak lohusa döşeğine getirilirdi. O günden itibaren lohusaya baldırıkara denilen otun suyundan her gün bir fincan verilirdi. Lohusa döşeğine getirildiği gün şerbet de kaynatılarak sürahilere konulur, doğan çocuk erkek ise şişeye kırmızı kurdele, kız ise al gaz boyaması sarılırdı. Bu sürahiler lohusanın akraba ve uzak semtlerdeki dostlarına gönderilir, şerbet gönderilen evden bahşiş ve mendil verilirdi.


Doğumun üçüncü gününden itibaren konu komşu, hısım akraba gözaydınına gelirlerdi. Ziyaretçilere kahve daha sonra sıcak lohusa şerbeti ikram edilir, şerbeti içenler “Allah lohusanın sütünü gür etsin.” diye dua ederlerdi. Gözaydınına gelenler ikinci ziyaretlerinde “hatır sorma” adı altında lohusaya hediye getirirlerdi. Bu ziyaretler sekizinci gün sabahı sona ermek üzere 7 gün 7 gece devam ederdi. Lohusaya hediye olarak yakın akrabalar mücevher, kıymetli kumaş, ziynet altınları, şekerleme ya da çeşitli yiyecekler, çocuğa ise maşallahlar, mama takımı, çıngırak gibi oyuncaklar getirirlerdi.


Yeni doğan çocuğa doğumun ilk haftası içinde mutlaka ad verilir, doğumun üçüncü günü uğurlu bir saatte çocuğun adı konulursa da cuma namazından sonra ad verilmesi daha hayırlı sayılırdı. Babası ya da dedesi abdestliyken çocuğu kucağına alır ve kıbleye dönerek kulağına ezan okur, sonra da kararlaştırılan isim çocuğun sağ kulağına üç defa söylenerek verilirdi. İstanbul’da çocuklara iki ad vermek yaygın bir adetti. Bunlardan Mehmet, Ahmet, Hasan, Hüseyin, Ali, Fatma, Ayşe, Emine, Zehra gibi Müslümanlarca kutlu sayılan göbek adlarıdır. Bunun dışında verilen adların seçiminde de aile büyüklerinin, devrin devlet adamlarıyla ünlü komutanlarının adları etkili olurdu. Ayrıca dönem dönem moda olan adlar da vardı.


Lohusalığın 6. günü son gün toplantısıdırç Eskiden bu günün akşamına kına gecesi denirdi. Kına gecesi ya da ertesi günü bazı aileler mevlit okuturlar, gece yarısı beşik çıkma merasimi yaparlardı. Beşik ince oymalı ve sanatkarane yapılmış olup içine ağır kumaşlardan sırma yorgan ve yastık konulurdu. Beşik, ebe hanım ve çengilerle önünden ve arkasından ikişer kadın ve düğünlerde de hizmetçilik eden hamam ustaları tarafından kırmızılı yeşilli fitilli mumları eline almış vaziyette lohusanın odasına çıkarılırdı. Ebe ince sesle ninni söylemeye başlari bu sırada aile fertleri ve misafirler tarafından çengilere altın yapıştırılırdı.


Gece yemiş çıkarılması da kına gecesi adetlerindendi. Bu yemiş eğlencelerinden sonra çengiler taklitli oyunlar oynarlar, izleyicileri güldürürlerdi.


Doğumun 8. günü sabahı lohusa döşeği kaldırılır, gerek ter ve gerekse lohusa döşeklerinde yatan lohusa ve çocuk yalnız bırakılmazdı. Yalnız bırakıldığı takdirde al basacağına ve lohusanın öleceğine ve kırklara karışacağına inanılırdı. Bu nedenle çocuk doğduğu gün lohusanın ve çocuğun başına al bağlamak adeti vardı. Lohusayı al basmasından korumak için birkaç sarmısak ve soğan, kebap şişine geçirilir, şiş ve sarmısak, soğan başlarıyla birlikte al bir gaz boyamasına sarılır, şişin bir ucuna bir pabuç eskisiyle birkaç mavi boncuk bağlanır ve bunlar lohusa yatağının başucuna asılır ya da kapısının arkasına süpürge konurdu. Lohusa ayrıca doğumdan itibaren kırk gün sokağa çıkarılmazdı. Doğumun kırkıncı günü ilk defa sokağa çıkarılarak hamama götürülür, bu sırada da çeşitli eğlenceler düzenlenirdi. (kırk hamamı, kırklama)

This entry was posted in alıntı, bebek, doğum, istanbul. Bookmark the permalink.

3 Responses to >eski istanbul’da lohusalık adetleri

  1. yaban says:

    >bir tek ezani bildim,, benim kulagima annemin dedesi soylemis, kardesime ise anneannem soylemisti,, isim de uc defa seslenilirdi, evet, hem ozendim eski istanbula, hem bunlar hurafe dedim ama en cok ozendim, ozledim,,

  2. yasemin says:

    >güzel ya, bence de güzel. bizde iki doğumumda da kohusalık boyunca lohusa şerbeti bulundu, kendimiz de içtik, gelenlere de ikram ettik. tarifini vermek istiyorum.cem'in kulağına dedem adını okumuştu ama rüya'ya hamileyken onu kaybettiğimiz için aileden bunu bilen kalmamıştı.

  3. sadan says:

    >evet yasemin sizin serbetin tarifini yaz mutlaka, bekliyorum.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s